yazmak üzerine.
- Gœk

- 25 Kas 2025
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 5 Ara 2025
Oldum bittim yazmayı çok sevdim. Okuma yazmayı öğrendiğimden beri yazıyorum desem yeridir. Bir çocuğa, bir insana yazmayı nasıl sevdirirsiniz inanın bilmiyorum, ama sağ olsun ilkokul öğretmenim bunu başardı.
Ama sanırım konuşmayı, anlatmayı çok sevip görülmekten de çekinen birisi olduğum için yazmak bana biçilmiş kaftan oldu.
Önce ilkokul sıralarında ders notlarını yazmakla başladı her şey. Sadece öğretmenin 'bunu not alın' dediklerini değil, anlattıklarını da yazardım. Sanki yazdıklarım duyduklarımı kendi dilime çevirmek gibiydi. Tahmin edersiniz ki bu sebeple kendi çapında başarılı da bir çocuktum. Bir yere kadar :)
Sonra günlük tutabileceğimi fısıldadı birisi kulağıma. Kim, hatırlamıyorum. Kim ise çok iyi yaptı. Her gün uyumadan önce masama oturur o gün ne yaşandıysa yazardım.
Hatıra defterlerim vardı. 90'lar ve öncesi çocukları hatırlar belki, özel günlerde veya sevdiğimiz insanlarla alakalı o deftere bize hatıra kalacak bir şeyler yazmasını isterdik. Benim için o kadar önemliydi ki insanlara iz bırakmak ve onlara iyi hissettirmek, arkadaşlarımın doğum günlerinde de onlara mutlaka bir hatıra defteri alırdım. Ben de yazardım içlerine.
Aldığım her hediyeye not yazardım. Biraz da romantik bir çocuktum çünkü babam ve annem birbirlerine aldıkları her hediyeye veya çiçeğe not veya şiir yazar öyle verirdi. Biz babadan böyle gördük efenim :)
Bu arada otuz yaşımdayım ama hala her hediyeme mutlaka not yazarım. İnsanlara bana nasıl hissettirdiğini bildirmek ve onlara özel hissettirmek hala bana çok iyi geliyor.
Lise ve üniversitedeki samimi arkadaşlarımın hepsine mutlaka mektuplar bırakmışımdır. Halen daha arada sırada onları bulur bana fotoğraflarını gönderirler, ben de çok mutlu olurum sakladıkları ve onlarda duygusal olarak bir karşılığı olduğu için.
Üniversiteye geçince 'başarı'm düştü. Yine kendi hakkımı da yemeyeyim, ülkenin en önemli üniversitelerinden birinde mühendislik okudum. Ama ilkokuldaki parlak çocuk kalmadı, açıkçası hevesim de çok kalmamıştı. Okulu uzattım ama tuttuğum notlar hep tablo gibiydi, o özen, düzen, yazının güzelliği. Kusura bakmayın biraz kendimi övcem :) Dersten kalacağımı bilsem de notlarımı muhteşem bir işçilikle hazırlardım. Sanki önemli olan dersi geçmek değil, yazıların güzel ve düzenli olmasıydı.
Üniversite hayatıyla birlikte artık yavaş yavaş hayatı sorgulamalar, büyümeler, olgunlaşmalar başlayınca günlükler artık iç dökmelere, fark edişlerime, öğrendiklerime, günlük yaşantımda yaşadığım olaylardan aldığım derslere dönüşmeye başladı. Her gün yazmayı bırakmıştım, ki derslerim ağırdı her gün yazamazdım, ama oturup yazdım mı da hafifleyip kalkardım. Sırf yazmak için şubat soğuğunda kalkıp deniz kenarı yerlere gittiğimi bilirim. Buz gibi havada Moda sahilde tek başıma denize bakıp 2 sayfacık yazmak için. Romantizm kanımda var anacım.
Yazmanın enteresan bir dinamiği var benim için. Defteri kalemi elime alıp da oturduğumda ilk cümlem genelde 'niye geldim bilmiyorum ama işte buradayım' diye başlıyor. Benim gibi yazmayı huy edinen bazı arkadaşlarımla konuştuğumda onlar da öyle olduğunu söyledi. Sonra yavaş yavaş açılıyor insan. Orada ne hissettin, niye böyle hissettin. Ne anladın, neyi alacaksın, neyi bırakacaksın.
Bir kaç ay evvel Doğan Cüceloğlu'nun (şimdi adını hatırlayamadığım) kitaplarından birini okurken insanın psikolojik olarak kendini tanıması için yapması gereken bir rutinden bahsettiğini gördüğümde, aslında yazı yazarken benim de bu alıştırmayı yaptığımı fark ettim. Hatırladığım kadarıyla, diyor ki, her gün yatmadan evvel gün içerisinde neler yaşadığınızı düşünün, sonra bunların size neler hissettirdiğini. Öfkelendin mi? Neden öfkelendim diye düşün. Üzüldün mü? Neden diye düşün. Sevindin mi? Onu bile neden hissettin düşün. Ki, kendini tanı, duygularını anla. Daha sonra benzer bir olayla karşılaştığında ve benzer duyguları hissettiğinde daha konforlu olasın.
Çocukken yazmayı yeni yeni hobi edindiğim dönemlerde okuduğum bir cümle vardı, kendime motto edinmiştim: 'Yazılmamış günler yaşanmamış günlerdir' diye.
Yazılmamış günler tabii ki yaşanmıştır, ama insanın kendine iz bırakması ve kendini tanıması için gereken bir eylemdir yazmak. En azından benim için böyle.
Yani, orada bir yerde, bir şekilde yalnız veya anlaşılmamış, ya da yolunuzu kaybetmiş hissediyorsanız ya da kendinizi anlamakta zorlandığınız anlar oluyorsa, ya da sadece kendinize seneler sonra okumalık hatıralar bırakmak istiyorsanız, mutlaka kendinize bir defter kalem alın, oturup yazın anacım. Başta çok bir şey anlamayacaksınız, ama ilerledikçe size iyi gelecek.
Söz.




Yorumlar